![]() |
MUKARNAS
Ana Sayfa - Profilim - Arşiv - Arkadaşlarım*Düş Yolcuları 2 - Yaqob TilermeniTarih: 13/2/2006 11:55 Kategori: soylesi - Yorum yaz
-Yazar Yaqob Tilermeni İle Söyleşi- -Öncelikle Kızıltepeli yazarlara dair bir soru sormak istiyorum. Festival aracılığıyla Kızıltepe’yi görme, tanıma şansım oldu. Güneydoğunun birçok ilçesi gibi çorak ve yoksunluklarla dolu bir şehirdi. Ne bir sineması, ne bir tiyatro salonu, ne de bir kültür kurumu vardı. Ama buna rağmen son zamanlarda birçok Kızıltepeli yazarla karşılaşmaktayız. Burada insanları yazmaya iten güç ne? Kendini ifade edememe, sosyokültürel hayata dahil olamama, yoksunluklarla, acılarla boğuşma bu tercihte etki yaratmışlar mıdır ? -Günümüzde Kızıltepe’de bir sinema salonunun ya da herhangi bir kültür-sanat kurumunun olmayışı, burada daha önce bu tür yerlerin olmadığı anlamına gelmez; çok değil, bundan yaklaşık yirmi sene önce Şahin ve Baran adlı sinema salonları olduğunu hatırlıyorum. 12 Eylül öncesi birçok fraksiyon yandaşının kurduğu evler, binlerce gence yoğunca tartışma, bilgi alış-verişi sağlama zeminini oluşturmuştur. Denilebilirki, günümüz Kürtçe yazarlarının yaş ortalaması 25 ile 35 arasıdır ve 12 Eylül öncesi bunların tartışma zeminlerine katılmış olmaları zordur. Ancak o dönemde yaşanan karmaşa ve acılardan dolayı, Kızıltepe’nin veyahut da Mardin bölgesinin bu yoğunluktan payını almamış olduğu düşünülemez. Dikkat edilirse İlçe’nin pazar dili Kürtçedir. Daha önce yaşanan sürecin, dilin yoğunca kullanılıyor olması ve bireylerin kendilerini ifade edememe gibi sorunlarla karşılaşıyor olmaları, -belki de İpek Yolunu bedeni üzerinde taşıması- birçok yazarın buradan çıkmasına zemin hazırlamıştır. -Mardin’den çıkan yazarların büyük bir kısmı anadilleri olan Kürtçe ile yazıyor. Bu acılı dili tercih edişinizin sebebi onun yok olmasını engellemek mi, zengin bir edebi dil olduğunu kanıtlamak mı, yoksa anadilin insanın ruhunda yarattığı sıcaklık mı? Anlatım dili olarak Kürtçe’yi tercih etmenizin sebebi ne? -Belki de söylediğiniz bütün sebepler Kürtçe’yi tercih etmemizde etkilidir. Ancak şöyle bir gerçek daha vardır; Mardin olarak düşündüğümüzde Türkçe yazanların sayısı da az değildir: Murathan Mungan, Vejdi Erbay, Rıdvan Karaaslan, Halil C. Aydemir, Sadun Ertaş, Mahmut Koyuncu, Nihat Dağlı… Bu nedenle duruma başka bir pencereden bakmak gerekir. Bölge olarak Mardin’in büyük medeniyetlere evsahipliği yapmış olması, halen bağrında değişik dillerden ve değişik dinlerden halkları barındırıyor olması, zengin bir tarihsel geçmişe ve tarihi eserlere sahip olması gibi insanları edebiyata ve sanata yönlendiren pek çok etken var. İşin Kürtçe tarafını irdelerken, çokyönlü bir düşünme pratiğine girmemiz gerekir. Öncelikle bireyler neden yazma gereksinimini duyarlar? Yazmak birşeylere müdahale midir? İnsan yazarken (d)evrimci romantizme ya(t)kınlaşıyor mu? Kendi adıma, yazıyor olmamı daha birçok nedene bağlayabilirim; ama, işin ucunda Kürtçe yazıyor olmak var. Nasılki yeni doğan bir çocuk için anne sütü en besleyici gıdaysa, altı yedi yaşına kadar Kürtçe konuşan; evde, sokakta, çarşıda anadiliyle yaşayan, rüyalarını genelde Kürtçe gören bir insanın, anadilinin ruhunda yarattığı sıcaklığı yazıya dökmesi de bireysel ve toplumsal gıdası anlamına gelmektedir. Ben nasıl ki Türkçe’nin en iyi yazarlarını zevkle okuyorsam, duygu ve düşüncelerimi Kürtçe olarak yazıya dökmem de o derece bana zevk veriyor. -Kürtçe bilmediğimden öykülerinizin birkaçını tercüme aracılığıyla okuyabildim. Bu da dostlarımın bireysel çabalarıyla oldu. Şu an sizi okuyamayan milyonlarca insan var. Öykülerinizi Türkçe’ye veya başka dillere de tercüme etme düşünceniz var mı? -Kürtlerin birlikte yaşadıkları farklı kültürlerin çok olması nedeniyle bir avantajları vardır: Başka dilleri çok iyi konuşabilmeleri. İşin dezavantaj yanı da anadillerini serbestçe yazıp-konuşamamaları. Bu nedenle şu anda Kürtlerin Kürtçe yazıya ihtiyaçları var. Kürtçe basılan eserlerin öncelikle hedef kitlesine ulaştırılması gerekir. Bildiğiniz gibi Mehmed Uzun Kürtçe romanda kendisine sağlam bir yer edinmiştir, ancak Mehmed Uzun’un romanlarını çeviri dilinden (Türkçe) tercih edenler, yine Kürtlerdir. M. Uzun’un ‘Dicle’nin Sürgünleri’ adlı romanı piyasaya Türkçe olarak girmiştir; Kürtçe olmasına rağmen… Öykülerimin Türkçe’ye veya başka bir dile tercüme edilmesi, tabii ki beni sevindirir. Zaten öykülerim belli bir yetkinliğe ve tada ulaşmışsa, er veya geç birileri tarafından çevirilecektir. Bu daha çok benim ve eserlerimin edebi kalıcılıklarıyla ilgili bir durumdur. -İlk kitabınz “Êşbazî” daha çok bir dönem kitabı olarak göründü bana. “Êşbazî” bir dönemin acılarını geleceğe taşıma gibi bir amaç güdüyor sanırım. İkinci kitabınız “Bermeqlûb” ise ilk kitabın devamı niteliğinde ve bir alt üst oluş sürecini işaret ediyor. İkisinin ortak yönü ise yükseltmeye, iletmeye çalıştığınız insan çığlığı. Yazar, biraz da tarihçi midir? Geleceğe not düşme çabanız var mı? -İlk kitabım Êşbazî’deki öykülerimin son yazılış tarihi 1999 olmasına rağmen, kitaptaki öyküler biraz geçmişe dayanıyor ve daha çok bir coğrafyada yaşanan trajediye ucundan-kıyısından değiniyor. Dilsiz, aşksız, kapısız ve yalnız bireylerin acılarını öykünün geniş olanakları çerçevesinde dile getirme kaygısı sözkonusu. Zaten kitabın ismi de ‘Acıların Yarışı’ anlamına gelmektedir. Sistemden, dini baskıdan, baba hegemonyasından ve özgürlük adına hareket eden oluşumların yanlışlıklarından dolayı kendini ifade edemeyen bireylerin iç ve dış acılarını bir yarışmaymışçasına koşturan bir kitap… Tabii ki bir koşu olduğuna göre, bu geleceğe yönelik olacaktır. İkinci kitabım Bermeqlûb, ‘Tersyüz’ anlamına gelmektedir. Öykülerimdeki alt-üst oluşlar bireylerin psikolojik düşüşlerinin yanısıra, Kürtçe Edebi Öykülerinin yapısal karmaşasını da, batı insanının doğu insanına bakış açısının tersliğini de dile getirmektedir. Bu kitapta edebi kaygılarım biraz daha fazladır. Yani, yalnızca mesaj kaygısıyla, geleceğe not düşme kaygısıyla yazılmamışlardır. -Bizim çok sonradan haberdar olduğumuz her acıyı siz bütün yıkıcılığıyla yaşadınız. Yaşadığınız ve tanık olduğunuz hayat içinizde onarılmaz yaralar bıraktı mı? -Fiziksel olarak yaşadığımız acılar, günü geldiğinde bilinçaltımızda onarılmaz yaralar oluşturmuştur. En basitiyle 1983’te ortaokul birinci sınıftayken, Türkçe dersinde İstiklal Marşı’nın on kıtasını ezbere okuyabilirken, heyecandan şaşırmam nedeniyle, öğretmenin beni fena halde dövmesi üzerine bayılmam ruhumun en derin yerinde bir iz bırakmıştır. Bu ve benzeri olayların çoçukluk döneminde bizi etkisi altına alması, ölümler, tutuklamalar, sürgünler yaşamımızın olmazsa olmaz parçalarıdır. Ben halen Edebiyat ve Kürtçe sevgisi yüzünden sürgünde yaşıyorum. Yaşamımızın bunca tarajik olmasının bize faydaları da olmuştur sanırım: Yaratmak, yani yazmak. -Okuduğum veya anlık tercümelerle dinlediğim. öykülerinizin çoğunda bir ironi var. Fakat bu ironinin temelinde hep acı ya da hüzün var. Bu, acıya ve hüzne rağmen hayata gülümseyebilme çabası mıdır? -İnsan duygu ve düşüncelerini yazıyla ifade etmeye çalışıyorsa, bilinmelidir ki yaşamın bazı yönlerine karşı bir muhalifliği sözkonusudur. Bana göre Kısaöykü bu muhalifliği dillendirebilen yegane yazı türüdür. Çünkü romanın sağladığı geniş rahatlık, şiirin sağladığı duygu yoğunluğunun ortasındadır kısaöykünün muhalifliği. Çünkü tarihten kopup gelen lal masallar ile, günümüz yalnızlığını anlatan modern masalların arasında bir yerdedir öykünün devrimciliği. Bu da acı ve hüznün, ironi de dahil olmak üzere, birçok şekilde dile getirilmesine olanak sağlamıştır. Ben bu olanaklardan elimden geldiğince yararlanmaya çalışıyorum. -Türk veya dünya edebiyatında sizi derinden etkileyen yazarlar oldu mu? Bir başucu kitabınız var mı? -Edebi eğitimimi Türkçe dili üzerinden yürüttüğüm için, hem Türk hem de Dünya edebiyatından çokça sevdiğim ve etkilendiğim yazarlar mevcuttur. Türkçe öyküde M.Mungan, Ö.Karabulut, C.Kavukçu, O.Atay, E.Bener, A.Ağaoğlu, A.Erdoğan, E.Öz, N.Gürsel, F.Edgü, N.Tosuner gibi yazarlar favorilerim arasındadır. Dünya edebiyatından Binbir Gece Masalları, Dekameron, Donkişot gibi şaheserlerle, S.Hidayet, J.Cortazar, E.A.Poe, J.L.Borges, G.Maupassant, A.Çehov, H.Cibran, E.Hemingway, O.Henry, D.Buzzati gibi yazarların etkisini her daim hissedeceğim. Zaten edebiyat bir miras olayıdır. Hangi dilde olursa olsun yetkin eserlerin bize sağladığı mirastan yararlanmamız en doğal hakkımızdır; ancak bunu bir adım ileriye götürmek kaydıyla. -Yeni dosyalarınızın, hatta bir roman çalışmanızın olduğunu biliyorum. Bunları ne zaman okurlarınıza sunacaksınız? -2001 de bitirdiğim, üstkurmaca niteliğinde yazdığım ve roman diyebileceğimiz KITIM adlı bir çalışmam var. Bunun yanısıra sürgündeyken yazdığım Sürgün Öyküleri ile Türkçe’den çevirdiğim Özcan Karabulut’un Aşkın Halleri kitapları bitmiş durumdadır. Bu dosyalarımın yayımlanması biraz benim dışımda, yayımlanma olanaklarıyla ilgili bir durumdur. Yerinde tekliflerin gelmesine bağlı bir durumdur. Sonuçta ben yazmaya devam ediyorum ve edeceğim de… -Öykülerinizde akıcı, şiirsel bir dil kullanmaya çalışıyorsunuz. En çok da duygu yoğunluğu dikkat çekiyor. Kaleminiz daha çok duygunun üzerinde duruyor, sevgiyi işaret ediyor. Yaqob Tilermenî’nin duygusal hayatı da yarattığı karakterlerinki gibi zengin ve yoğun mu? Yaqob Tilermenî için aşk nedir? -Daha önce öykü muhalifliğinin romanla şiir arası birşey olduğunu belirtmiştim. Bu konuyu biraz daha irdelersem, öykünün, Buket Uzuner’in de dediği gibi, şiirin kızkardeşi olduğunu söyleyebilirim. Çünkü şiirdeki duygu yoğunluğunu ve dil arınmışlığını en çok öyküye uygulayabiliriz. Ben, edebiyatta en çok şiir okumalarını seviyorum, ara sıra da kendimden bile sakladığım şiirler yazmaya çalışıyorum. Ancak bunları günyüzüne çıkarıp okuyucularla paylaşmak gibi bir cesaretim yok. Bunun yerine duygularımı daha rahat ve alenice ifade edebileceğim şiir tadında öyküler yazmaya çalışıyorum. Tabii ki duygu yoğunluğu sözkonusu olunca aşktan ve sevgiden bahseden öyküler yazmamak elde değil. Bunu özellikle üçüncü öykü dosyam Sürgün Öykülerinde (yayımlanmamış) daha yoğunca belirtmeye çalıştım. Sanırım aşk hayatımın bende hissettirdikleri öykülerimden daha da fazladır. Benim için aşk ve edebiyat herşeydir. -Simurg’un yeniden uçacak olmasının sizin için bir anlamı var mı?.. Ayrıca bize zaman ayırdığınız ve sorulara içtenlikle cevap verdiğiniz için teşekkür ederim. -Simurg dergisinin sanırım beş sayısını okuyabildim. Batman gibi son zamanlarda adı intiharlarla anılmaya başlanan bir şehrin üstünde, Simurg kuşunun belli bir dönem dolanmasının edebiyat açısından faydaları olduğuna inanıyorum. Umarım bu uçuş daha da büyüyerek devam edecektir. Çalışmalarınızın devamını diliyorum... Gözde KARAASLAN *Simurg Dergisi Sayı 12 |
![]() |